“İnsan yanılabilir, hata yapabilir zaman zaman
Eğer katmışsan helaline haram
Hakşinas değildir kazancın kârın
Kor ateş olur seni yakar her an, her zaman
Mihran Pilikoğlu”
Atalarımız Fırat Nehri güzergâhında, tarihteki adları Binga-Pinguyan-Bingan-Pingen şimdiki adı ise Adatepe olan yerde doğmuşlar!
Burası bağları, bahçeleri, verimli tarım alanları olan, 350 haneli şirin bir köy imiş. Buradan su üstü taşıtlarla (Ortadoğu’ya) her türlü ticari eşya, gıda ve tarım ürünlerinin nakliyatı yapılırmış. Tüccarlarıyla, sanatkârlarıyla, başta kuyumculukla zenginleşen bir köy olmuş.
Şimdi ünü Divriği’den de duyulan, Pingenli Terzi Minas ustanın öyküsünü anlatalım: O tarihlerde o civarda dikiş makinesi olan terzi yokmuş. Her türlü giysiler el iğnesiyle dikiliyormuş. Tabii kolay değil, sabırla, haftalar süren bir uğraşıymış bu. Hiç şüphe yok ki giysileri gösteren şey; düzgün, hatasız, mini dikişlerin sıralanmasından ibarettir. İşte Minas usta, mesleğini seven, daima özen gösteren ustalardan birisi olarak Pingen’de mesleğini sürdürmekte imiş. Dikişinin namı duyulmuş olmalı ki, Divriği’den de giyime meraklı olanların ilgilerini çekmiş, Divriği’den de siparişler verilir olmuş. Ama uzun yol sorunu, at sırtında git kumaşını al getir, provasıdır derken, defalarca zaman alıcı, yorucu, katlanması zor gidiş gelişler olmuş. Her görüşmede kendisine müşterileri, “Minas usta, gel artık yerleş buraya, bitsin bu çile, huzura kavuşalım” demeye başlamışlar.
İyi güzel ama insanın evinden, akrabalarından, dostlarından, bağından bahçesinden uzak kalması kolay değil. Minas usta tek evladı olan kızı Gülüya’nın ilerde yüksek tahsilini de düşünerek, eşi Maryam’ı ve kızını da alarak, 1890 yılında gelip Divriği’ye yerleşiyor. Kızını da Nersesyan Okulu’na yazdırıyor. İşe başladığında, arka arkaya gelen siparişler karşısında sıkışıp kalıyor. Tabii kolay değil iğneyle dikiş dikmek, iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey. Çareyi, 1892’de Divriği’ye, ilk ayaklı Singer dikiş makinesini getirtmekte buluyor ve böylece rahat bir nefesle işine devam ediyor.
O sırada tahsilini bitiren kızı Gülüya’yı, Arapgirli Agop Ejderharyan adlı, bezirgân tüccar bir gençle evlendirip Arapgir’e gelin ediyor. Zamanla Dikranuhi, Viktorya, Nıranig adlı üç kız çocukları dünyaya geliyor. 1915 sonrası kocasının 15 katırlı ticari eşyası Divriği’de kaldığı için, annesini ve çocuklarını alarak Divriği’ye geliyor. Büyük kız Dikranuhi’yi Sivas’ta olan Amerikan Koleji’ne yatılı olarak veriyorlar. Okulda derslerin yanı sıra ayrıca sanat da öğretiliyormuş. İşte onun nakış dikiş ve terziliği akademik olarak orada başlıyor; sanatını nerede öğrendiği, hatıra defteri kayıtlarındadır.
Öğrenim sonrası Dikranuhi Divriği’ye gelip terziliğe başlıyor. Giysi diktirmek isteyenler, arzu ettikleri modelin ıstampasını çıkarıp getirdikleri kumaşı veriyorlardı, o da ona göre kesip dikip giydiriyordu. Divriği’nin zengin konaklarındaki hanımların da terzisi o idi. Ayrıca o yıllarda Cürek’te ikâmet eden yerli yabancı mühendislerin hanımlarına da çizdiği tasarımları beğendirerek takdirlerini kazanıyordu.
Şimdi Divriğili yazar Fatma Pekşen hanımefendinin, 10-12-2007 tarihli Yeşil Divriği Gazetesi’nde yayınlanmış, terziliğe ait olan övgüsüne bir göz atalım:
“… Ayakkabıcı- Kemani Arşak ustanın karısı Dikranuhi hatunu anmadan kadın terzilerini söylersek hata etmiş oluruz. Çünkü yaşlılarımızın bile aklının kıt yettiği bu terzi, uzun yıllar Divriği hanımlarının çeyizliklerini dikmiş, ince bellerine oturttukları nice kıyafetlere şekil vermiş, nice çıraklar yetiştirmişti yanında. Yeni terzi olanların, “Terzi Dikranuhi’nin yanında yetiştim” demeleri, daha çiçeği burnunda terzi olmalarına rağmen, müşteri gözünde itibarlı olmalarına yetmiştir. Kesmeye cesaret edilemeyen kadifeler, ipekliler onun ince zevkiyle şekil bulmuştur yıllar yılı. Yılların acımasız tokadına mağlup olup şişmanlayan bedenler, içlerine girme ihtimali kalmamasına rağmen, Dikrani’den kalma eski elbiseleri bozmayıp, hatıra diye sandıklarının bir köşesinde saklamışlardır. “(Terziler Çarşısı. Fatma Pekşen)
(Fatma Pekşen, mevcut yazısında adı geçen terziyi Güllü hatun olarak yazmışsa da terzi olan o değil, kızı Dikranuhi’dir. Sevecen bir büyükanne olan Güllü hatun, ilkokul dönemlerinde, Eski İstiklâl İlkokulu’nda okuyan torunları Mihran ve Minas’la birlikte, sınıf arkadaşları olup, anasız bir çocuk olarak büyüyen Fatma Pekşen’in babası Emin Akarsu’ya da çok günler sofrasını açmıştır. Bu samimi sofraları unutmayan Emin Akarsu da her zaman, bu büyükanneyi minnetle, rahmetle anmıştır.)
Güllü hatun, Arşak ustanın kayınvalidesidir. Divriği’de Gülüya’ya Güllü ana, Güllü Bacı, Güllü hatun, Dikranuhi’ye de Dikrani teyze, Dikrani abla diye hitap ederlerdi. Hatırlayabildiğim, kadarıyla öğrenim gören çırakları şunlardı: Dikrani’nin kardeşleri, Haşgeli ailesinden Başkâtibin kızları Safiye ve İsmet hanımlar, Kuyumcu Arif Efendi’nin kızı Saadet hanım, Hamullu ailesinden Mukaddes hanım.
O günlerin hatırası olan fotoğrafta ayakta duran Dikrani, makinede çalışan, Öğretmen Ömer Efendi’nin kızı Mukaddes, soldaki Gazer Ağa’nın kızı Nazeni, sağda oturanı ise çıkaramadım. Halen hayatta olanlara Rabbimizden sağlıklı uzun ömürler, hayata veda etmiş olanlara da Tanrı’dan rahmetler dilerim. Ruhları şad olsun.
Senelerce Divriği halkına hizmet etmiş bu emektar makine Divriği’ye aittir; gönlümüzden geçen ise lâyık olduğu yerde, Divriği Müzesi’nde yerini almasıdır.
Mihran PİLİKOĞLU
Mayıs-2021/Temmuz-2024
*
Mihran Pilikoğlu, 1930’lu yıllarda Divriği’de doğmuştur. Atalarının doğup büyüdüğü Pingen/Adatepe nüfusuna kayıtlıdır. Ayakkabıcı ve Kemani Arşak ile terzi Dikranuhi’nin ilk çocuğudur. Biri erkek, diğeri kız, iki kardeşi daha vardır. İlkokuldan sonra babası Arşak Pilikoğlu’nun yanında ayakkabıcılığı öğrenmiştir. Diğer kardeşi Minas ise terzilik yapmıştır. Önce İstanbul’a sonra Almanya’ya giden Mihran Pilikoğlu Almanya’da uzun yıllar ayakkabıcılık, deri giysi, kadın çantası ve kemer imalatında bulunmuştur. 70’li yılların sonuna kadar buradaki işini devam ettirmiştir.
Zamanın Başbakanı Süleyman DEMİREL’in, 1977 yılında, “Türkiye 70 cente muhtaçtır” ifadesini bir gazetede okuyunca milli duyguları galeyana gelmiş ve yurt dışındaki bütün servetini Türkiye’ye getirerek merkez bankasına yatırmıştır. Bu asil davranışından dolayı, devrin Merkez Bankası Başkanı Osman Şıklar’ın verdiği plâket, baba Arşak Pilikoğlu’nu da Mihran Beyi de ziyadesiyle duygulandırmıştır.
“İlk nefesimi bu vatanda aldım, bu vatana nefes borcumu ödeyecek, son nefesimi de bu toprakta vereceğim” diyen Mihran Pilikoğlu’na minnetlerimizi, afiyet dileklerimizi sunuyoruz.