|
Tweet |
13 Kasım 2022 Pazar günü İstanbul Taksim İstiklal Caddesi’nde meydana gelen patlamada hayatını kaybeden 6 vatandaştan Divriğili Mehmet Özsoy’un kızı Öğretmen Arzu Özsoy ve torunu Yağmur Uçar İstanbul’da toprağa verildiler. Terör saldırısı sonucu şehit olan 16 yaşındaki Yağmur Uçar’ın babası tanınmış oyuncu Nurettin Uçar kızının ve eşinin cenazelerine katılırken cenazede bulunan Divriği Kültür Derneği Başkanı Orhan Akkaya gazetemize yaptığı açıklamada duygularını şöyle ifade etti;
Anadolu'nun tam da orta yerinde bir madenci kasabasında doğduk, büyüdük.
Ekmekler küçülmeye, gelecek kurgulu düşler artmaya, şehirlerin hevesi aklımızı başımızdan alana , sevdalarımızı da sarmalayamaz olana kadar yaşadık bu kadim kasaba Divriği'de.
Dört dağın eteğine sanki birileri bırakmıştı bu kasabayı.
İnsanlarımız biraz da çeperindeki bu çıplak dağlara inat sokağa bakan kanatlı kapılı evlerinin arka taraflarını bağ-bahçe yapmışlar, türlü türlü meyva ağaçları ile donatarak adeta çölde bir sahra yaratmışlardı.
Girişi olan fakat çıkışı olmayan bir yerleşkede köylüler, maden işçileri, esnaf , öğrenciler herkes birbirini bilir, mutlaka birbirine bir şekilde dokunurdu.
Toplumsal kimliğin evrildiği güven, arkadaşlık, dostluk ortamında anne-babalar çocuklarını adeta sokağa salar, akşam herkes yatacağı döşeğine kendiliğinden çekilirdi.
Alış-verişi genellikle babalar çarşıdan yaparken biraz da maden işçilerinin vardiyalı çalışması nedeniyle zamansızlıktan olacak çocuklara kendi işlerini kendileri halletmesi için sorumluluklar verilirdi.
Cebimizde beş kuruş olmadan traşımızı olur, bakkaldan bir şeyler alır, ablalarımızın ısmarladığı
dantel ipliklerini bir kağıda sarar eve dönerdik.
Bakkal bize sadece kimin çocuğusun diye sorar ve deftere not düşerdi bizim için hepsi bu.
Ay sonunda babalar hesabı kapatır ,döngü devam ederdi.
Çocukların kendileri için yaptığı satın alımın ilk sırasında şüphesiz ayakkabı gelirdi.
Ayakkabı dediysek öyle kösele, deri falan değil.
Naylon tokalı ama renk renk fiyakalı ayakkabılar.
Sokaklarımız kesme taşlarla döşeli olduğundan üzerinden koşmak yürümek pek bir güzel olurdu.
Ayakkabı seçerken mutlaka dükkan sahibi bir kaç farklı renk ve numara çıkarır, tokası ya da bağı kopmuş ayakkabıyı eline alır altta numarasına bakar bir boy büyüğünü verirdi. Hani biraz da geliştiğimizi düşünerek.
Bu ayakkabıcılardan biri merhum Sabri amcaydı .
Babalarımızın arkadaşı, kasabamızın esnafı, doğru, dürüst bir insandı.
Onun da elbette geleceğe dönük birçok hayali ,umutları, yaşamsal kurguları vardı.
Yaşımız küçük olduğu için genel kavramlar dışında onun özelinde bu duygu ve düşüncelerini ondan hiç dinleyemedik, öğrenemedik..
Biliriz ki bu topraklar da aile bağları çok güçlüydü.
Anneler kızları için çocukluktan itibaren sandık hazırlar, evlendikten sonra çocukları hatta torunları ile birlikte birlikte olacakları günlerin hayallerini kurarlardı.
İşte! Önceki gün Taksim'de İstanbul'un tam da orta yerinde insanlık düşmanlarının patlattığı bomba ayakkabıcı Sabri amcanın tüm hayallerini çaldı.
Öğretmen torunu ARZU ve evladı YAĞMUR yaşamdan koparıldılar..
Çok üzgünüz, çünkü bizden de bir parça kopardılar!.
Çok kızgınız, çünkü halkın güvenliğini sağlayamayıp ülkeyi güvensiz, tehlikeli bir ortama sürükledikleri için!.
Lanetliyoruz, yapanları, yol verenleri.
Ebedi huzur içinde uyusunlar.
/Murat Nedim Bozkurt