Yıl 1955, Şubat ayının ortalarındayız. Kış bütün şiddetiyle devam ediyor. 1955 in kışı 2023 ün kışına benzemez. Dağda kalanın vay haline…
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne başvuruda bulundum. Öğretmen vekilliği için.
Nasrettin hoca gölü karıştırıp duruyormuş…Ne yapıyorsun? diye sormuşlar Nasrettin hocaya. “göle yoğurt çalıyorum” demiş…
Tutmaz demişler Nasrettin hocaya.
“Ya tutarsa “ demiş Nasrettin Hoca.
Bizim ki de öyle oldu.
Tuttu işte.
Mursal köyüne öğretmen olduk.
Yol yok. Yol olmayan yerde araba olur mu ? O da yok elbet.
Nasıl oldu bilemem bir vatandaşa rastladık. Mursal yönüne gidiyormuş. Bindik katırına, ora senin, bura benim derken günün geç saatlerinde Ürük köyüne vardık. Ürük ailece sevdiğimiz bir köy. Köyün yarısından fazlası Garip Musa talibi. Dedem İsmail Tuncay’ın mezarı Ürük köyünde.
Her yıl kış aylarında Ürük’e gider talipleri ile ‘görgü cem’i’ yapar, küskünleri barıştırır, görgü sonunda kurbanlar kesilir, görgü işi tamamlanınca talipleri güçlerinin yettiği kadar bir şeyler verirlermiş.
Dedem İsmail aldıklarının bir kısmını ihtiyacı olanlar taksim edermiş.
O geceyi Ürük de Odabaşı’ların İsmail Efendi’de geçirdim. Sabahın erken saatlerinde yola çıktık. Ürük Mursal’a çok yakın olmasına karşın kış olduğu için öğlene doğru varabildik.
Muhtar Abdullah Dehmen’e konuk olduk.
Muhtar Abdullah Dehmen Orta halli birisiydi. O yıllar köylü muhtara gelirine göre (arpa, buğday) verirlerdi. Evinde beni misafir edecek durumda değildi.
Ali Kızıltuğ’un babası İboğ ile tanıştırdı. İboğ’un evine gittik. İboğ’un annesi Elif ağa veya (Elif Ana) torunu Ali vardı.
Ali okumaya meraklı olduğu için köyde öğretmen olmadığından Ürük köyünde 4. sınıf öğrencisiydi. Ben Mursal’a gidince kaydını Mursal’a aldırdı.
Elif ağa “Bir torunum da sensin, rahmetli dedeni tanırım, nur içinde yatsın. Allah ne verdiyse yeriz“ diyerek ocağın başına oturttu.
Ali Kızıltuğ benden yedi sekiz yaş küçüktü. Öğretmen öğrenci değil, kardeş gibiydik…
Mart ayının sonuna kadar Elif Ana’nın yanında kaldım. Torunu Ali ile birlikte çimdirdi evde beni.
Soracaksınız.
Banyo yok. Ahırda tabii.
Elif ağa da ki,misafirliğim bitmişti.
O tarihlerde bir eve yük olmak çok ağır bir yüktü.
İkinci misafir evim. Elif Ağa’nın kardeşi…
Süleyman Güzel ‘in evi idi…
Üç kardeşlerdi. Beşir ağa, Sadık ve Süleyman Güzel.
İlçemiz esnaflarından Orhan Mursal’ın babası.
O zamanlar soyadları Güzel’di. Sonradan Mursal olarak değiştirdiler.
Mursal’ı çok sevdikleri için olacak.
Süleyman Mursal’ın çok güzel iki katlı konağı vardı. Köye gelen Devlet adamları Süleyman Güzel’e misafir olurlardı. Orhan Mursal’ın annesi Gevrey annenin eli çok lezzetliydi lezzetti yemekler yapardı.
1965’lerde resmim odanın güzel bir yerinde asılıydı. Orhan Mursal kaldırdı mı bilemem.
Ne ise Mursal serüvenim çok uzun. Kitap yazacak olsam bir cilt de sığmaz ki.
Yıllar sonra 1965’li yıllarda Adalet Partisi Divriği İlçe Başkanı ve Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu Cevher İş sendikası Genel Başkanı ve Teşkilat Başkanı görevlerindeyim.
Demir Çelik Genel Müdürlüğüne işçi alınacak. Ali Kızıltuğ’a “gel İşletmeye gir” dedim. İtiraz etmedi.
O zamanlar ilham perileri henüz gelmemiş olacak ki, güzel saz çalar, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel’den parçalar okurdu.
Demir Çelik Genel Müdürlüğü’nde inşaat işçiliğine işbaşı yaptı. Ancak inşaatta değil, muhaberat servisinde çalışmaya başladı.
Ahmet Kayacık da muhaberat servisindeydi. O da bir şeyler mırıldanırdı. Kafa dengiydiler.
Ama Ali Kızıltuğ başka birisiydi….
İlk şiirini de o zaman yazdığını tahmin ediyorum.
“BİZİM OĞLAN DAİREYE MEMUR OLDU…”
Kısa bir zaman sonra ; Hayber Ağabey: “ Burası bana göre değil” dedi ve Demir Çelik Genel Müdürlüğü’nde ki memuriyetine noktayı koydu.
Kızıltuğ’a Divriği dar gelmeye başladı…
Ver elini ANKARA.
Bir iki plak… Kaset… ve Klip’ler arkası arkasına geldi.
Eserlerinin hepsi bir birinden güzel.
En beğendiğin hangisi bilir misiniz?
GEL HELE
Asr-ı gurbet harap etmiş köyümü
Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele
Ben ağayım ben paşayım diyenler
Kapıları kilitlemişler gel hele
Bir ev burda bir ev karşıda kalmış
Hele sorun bizim komşular n'olmuş
Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış
Bizim köye benzemiyor gel hele
Birisine sordum bura neresi
Issız kalmış dertli çağlar deresi
Dedi kardeş işte Mursal burası
Koçyiğitler küstü gitti gel hele
Gel çoban gel ki dertleşek beri
Dağlarda meleşen kuzular hani
Tanıdın mı ben Ali’yim Ali
Hangi Ali’sin tanımıyım gel hele
Saz elimde şu elleri gezerdim.
Dertli idim bazı destan yazardım
Sen Ali’ysen niye saçın ağarttın
Kızıltuğ’a benzemiyon gel hele
Kızıltuğ’un eserlerinin her biri diğerinden güzel…
İnsanı alıp götürüyor, ötelere…
Yeşil Divriği Gazetesinin birinci sayfasında “KIZILTUĞ’un adı Müzede Yaşayacak”
Haberini okuyunca yine gittim ötelere…
Haftalarca, aylarca yazdım, “Divriği Şehir Müzesi Açılsın” diye.
Mısır’da ki sağır sultan duydu… Divriği de seçilmişinden atanmışına kadar kimse de tık yok…
AHDE VEFA…
Divriği’ye öyle zamanlarla öyle insanlar hizmet etikti… yazacak olsam bir iki cilde sığmaz.
İsimsiz kahramanlar da var.
Tanır mısınız
ÖMER İHSAN PAZÖZÜ
1965’ler de yaşayıp hayatta olanlar bilir ve unutamazlar.
Yağbasan köylüleri.
Karageban ( Gedkbaşı) köylüleri.
Ovacık köylüleri.
Buralar Divriği’nin diğer köylerine göre ayrıcalıklı olduğu için üç ismi verdim.
Divriği de ilk kooperatif bu üç köyde kuruldu.
Ömer İhsan Paköz’ün Kaymakamlık yaptığı yıllarda hiçbir köye yol yoktu.
Köylere yol yapmak için ilk dozer onun zamanında bıçağı yere indirdi.
Greyderi onun zamanında gördü köylü.
Ne yaptı.
DİVRİĞİ BELEDİYESİ VE KÖYLERE HİZMET GÖTÜRME BİRLİĞİ’ni kurdu.
Başkanlığında Adalet Parti ilçe Başkanı, CHP ilçe Başkanı, Belediye Başkanı Av. Mahmut Ayrancıoğlu, Dava Vekili Mehmet Karaca.
TCK. Van Bölge Müdürü Hemşerimiz Mustafa Yılankıran’ın da destekleri ile bir dozer, greyder, iki kamyon aldı ve ilk köy yoluna dozeri soktu…
“Selvim, tarlamın tumu gitti” diye itiraz edenleri tatlı dille ikna etti.
Devletten tek kuruş almadan ilkokuldan sonra okumak için Divriği’ye gelen çocuklar için yurt binasını yaptı. Şantiye şefliğini kendisi üstlendi.
Aziz Yılmaz canlı şahit, hayatta.
Yatılı Bölge Okulu’nun arsasını aldı ve vatandaş-devlet işbirliği ile Atatürk Yatılı Bölge Okulu’nu hizmete açtı. Oranında şantiye şefi o idi.
Yağbasan da halı dokuttu.
Karagebanda salça yaptırdı. Bağ bahçe kurdurttu.
Ovacık’ta traktör aldırdı, ekip biçtirdi.
Kooperatif hala faaliyette.
Bir de Divriği’ye gelişinin hikayesi var…
Divriği’den Konya Ereğli’ye gitmesinin de.
CELALETTİN LEKESİZ’i tanıyanınız var mı?
Zamanında yaşayıp da hayatta olanlar bilir.
15 Temmuz’un Emniyet Genel Müdürü.
FETO darbecilerine teslim olmayan nadir yöneticilerinden.
Tüm yetkilileri arayıp da ulaşamadığında;
TEŞKİLATINA VERDİĞİ EMİR ;
“Polisimiz, darbecilere teslim olmayacak, teslim edilmeyecek.
Askerin, binalarımıza girmesine kesinlikle izin verilmeyecek.
Emniyetin silah depoları derhal açılacak. Uzun namlulu silahlar personele dağıtılacak.
Askeri gazinoların etrafı polis tarafından kuşatılacak.
Darbecilerin dışarıya çıkmasına izin verilmeyecek.”
İşte Atatürkçü Devlet Adamı… CELALETTİN LEKESİZ…
Şimdiki sanat okulunda genç kızlarımıza halı dokuttuğunu, tüm daire amirleriyle her hafta birkaç köyü ziyaret ettiğini, vatandaşlarla bire bir sohbet ettiğini bilir misiniz?
Ya SALİH AYHAN’ı
Muhterem eşleri Divriği sevdalısı Zeynep Hanımefendiyi.
Yazdığı şiir kitabında:
“Gezdim Mühürdarzade’yi, Şeyhoğlu’nu
Sancaktar’ı, Abdullahpaşa’yı, Ayanoğlu’nu
Gördüm tavanlarınsa ustanın izlerini.
Kapıların kollarındaki hayâyı,,inceliği
Başımı kaldırdım gördüm bir afet,
Allah’ın bu ne iştir, nasıl marifet
Diye başlayıp devam eden şiir kitabı.
MEHMET NEBİ KAYA’yı
Divriği Kadın Derneği kurucusu Zeynep Kaya Hanımefendiyi
ÖNDER BAKAN’ı,
MEHMET BEK’i,
Elbette tanıyacaksınız… Yakın zamanın hizmetkarları…
Son zamanlarda sıkça adı geçen bir hizmet var…
CAM SEYİR TERASI…
Proje kimin… Daha Kangal Kaymakamı iken hayal eden…
MEHMET BEK ve
Divriği denince akan suların durulduğu, “varım” diyen
SALİH AYHAN…
Maddi yönden destekleyenler baş tacı…
“Salih AYHAN ve Mehmet BEK Cam Seyir Terası” adı verilmesin. Prof.Dr. Mahir TEVRUZ, Yüksek Mimar Basri HAMULU. Unutulabilir mi?
Seçilmişler ve atanmışlar unutulmamak için…
Ahde vefa gösterip Divriği şehir müzesinin açılışına yardımcı olunuz.
Ha: bir şey söyleyeyim; Bugün olmasa, yarın mutlaka Divriği Şehir Müzesi açılacaktır…
Divriğililer her şeyi yapmaya muktedirdir.
A..Hayber BOZKURT