Metin Arslaner Divriği hayranı bir hemşerimiz. Babası, Recep Amca, Belediyenin tellalıydı. Uzun boylu, gür sesli , soy ismiyle uygun arslan gibi bir insandı. Omzuna aldığı halı kilim gibi mezat mallarını Divriği çarşısının dar sokaklarında bir aşağı bir yukarı “Haraç… Harraç” diye seslenerek satmaya çalışırdı. Bu çalışmaları sırasında omzuna şanına uygun bir mendil asmayı da asla ihmal etmezdi.
Metin Arslaner’den duyduğum bir anekdotu aktarmak için bu girizgâhı yaptım. O derdi ki; “Dünyada belki de ilk defa Divriği’de eşeklerin buluşması, tanışması ve sonrasında çiftleşmesi için bir meydan tahsis edilmiştir.” Haklı… İnsanları tebessüm ettirecek kadar güzel bir tesbit bence.
Fırat’a karışmak için nazlı nazlı akan Çaltı çayının hemen kenarında, 50 yıldır dikilip hala tam olarak canlanamayan çam ağaçlarının yanında düzgünce, oldukça büyük bir alandır eşek meydanı. Her evde bir araba değil de bir eşeğin bulunduğu eski günlerde bu meydanın nasıl bir görev üstlendiğini tahayyül edin.
Yani Divriği eşeğine meydan tahsis edecek kadar hayvan sever .
Bu hayvan sever beldenin köpeklere davranışı işe tarih boyunca biraz çok değişiklikler göstermiş.
1983 Yılı Sivas Belediye Bütçesini ben hazırladım. 12 Eylül dönemi. Belediye başkanı yoktu. Muhasip olarak çalıştığım dönemlerde belediyenin kasas bana emanetti.
Bütçede yıllardır var olan bir ödenek bölümü mevcut; Köpek İtlaf ödeneği. Buraya belirli bir ödenek koyarak, bu parayla tüfek, fişek gibi köpek öldürülmesinde kullanılan malzeme alıyoruz.
Bir de bizzat köpek itlafıyla uğraşan görevli var; Refik Özkara. Mahallelinin veya muhtarın şikayette bulunduğu saldırgan köpeklerin, Refik Ustanın namlusundan kurtulmasına imkan yok. Her göreve gidip gelişinde de, şapkasını gururla arkaya iterek bana rapor veriyor… “Süleymanağa Mahallesindeki üç saldırgan köpek tamamdır” Mutlu mu olsam üzülsem mi bilemiyorum.
1984 yalında Sivas Belediyesine tayin istiyorum. Orada da Muhasebe Müdürlüğü yapıyoruz. Orada da aynı bütçe. Köpek itlafı için ayrılan paralar. Daha çok tüfek, daha çok fişek-mermi. Sivas Belediyesinde bir de farklı metot var; “Belediye Köftesi”.. Tüfekle vurmak için uygun mekan ve zaman yoksa köpekler zehirli köftelerle yok ediliyor.
Hayır, hayır… Ne Divriği’yi ne Sivas’ı köpeklere karşı zalimce davranmakla suçlamayınız. O zamanın şartları onu gerektiriyor. Kuduz ölümlerinin kol gezdiği daha önceki dönemler de göz önünde bulundurulursa insan sağlığını tehdit eden unsurların saf dışı bırakılması anlaşılabiliyor. Bir örnek vermek isityorum. 1910 yılında İstanbul’da sokak köpekleri toplanıyor, yerleşim yeri olmayan Marmara adalarına gönderiliyor. Daha acısı açlıktan günlerce havlayan köpekler çareyi birbirini yemekte buluyor. Dönemin padişahının yüreği sızlıyor ve bu uygulamadan kısa sürede vazgeçiyor. İstanbul sokakları yine köpeklerle doluyor. Bu sefer de halk rahatsız oluyor. Padişah II. Murat’ı suçluyor. “Koskoca Yeniçerileri ortadan kaldıran padişah köpeklerle başa çıkamıyor” diye dedikodu yapıyorlar.
Şimdi Sivas’ta köpek itlafı yapılmıyor. Birçoğu Veteriner ve tekniker olmak üzere 40 kadar personel Köpek barınağında –bir başka ifadeyle köpek otelinde- bu zavallı hayvanların rahat bir hayat sürmesi için gayret ediyor. Sivas belediyesinde Müfettiş olarak görev yaptığım yıllarda barınağı teftiş ettiğimde gelinen merhaleden dolayı memnun kaldım. Askeriye ve diğer kamu kuruluşlarının yemek artıklarının yanı sıra özel gıdalarla beslenen hayvanlar hayatından memnun görünüyor. Demek ki bazı şeylerin gerçekleşmesi zamana bağlı.
Gelelim Divriği’ye. Karayolundan çarşıya girip Ziraat Bankasına giderken belki on köpek yolun ortasında aheste aheste geziyor.
Hindistan sokaklarındaki inekler kadar rahat. Onlar kadar dokunulmaz. Ne motor sesinden etkilendikleri var ne kornadan kaçtıkları.
Köpekleriyle meşhur Kangal sokakları bile köpek yönünden Divriği Çarşısı kadar zengin değil. Özellikle kışın alınan çarşı görüntülerinde insandan çok köpeğin olduğuna şahit oluyoruz.
Kışında merhamet abidesi olan halk tarafından besleniyor olmalı ki azalma görülmüyor. Vicdanının sesini dinleyerek özellikle kışın kedileri ve köpekleri gözeten Gaman gibi güzel insanlar var tabii.
Taşbaşı mevkii de öyle. Köpek üretme çiftliği olsa bu kadar fazla üreyemezler diyorum içimden.
Ahhh ne olsa da biraz cins köpek olsalar. Kangal gibi. Divriği ekonomisinin makus talihini bile yenebiliriz.